17 Eylül 2008 Çarşamba

EL BASİR (CC)

Katı tutumlarımızdan nasıl vazgeçebiliriz? Bunu görerek yapmak, duyarak yapmaktan (semi) daha zor görünüyor. Basir kelimesi görmek anlamında... Hani deriz ya basiretli davranmadı, ya da basireti bağlandı diye... Görme yöntemimiz ve bakış açımızla ilgili. Ya da olayı, durumu okuyamadı, anlayamadı deriz. Burada da okuyamadı derken basiretli bir şekilde durumu göremedi, değerlendiremedi anlamı kullanılır.

Tacirden beklenen basiretli davranmasıdır. Hile hurdadan kaçınmasıdır aslolan, kısaca kimseyi yanıltmamasıdır. Olanı, olduğu gibi, tam olarak, ne eksiği ne de fazlasıyla göstermesidir. Bire bin katarak değil. Başkalarının da en doğru şekilde algılamasını ve görmesini temin etmek tacirin asli görevidir. Acaba nelere tacirlik yaptığımızı hiç düşündük mü? İşte basiret de kalbe konan bir nurdur. Basiret kimi kula yaradılışta verilmiştir. Kimi de yaptığı çalışmalarla perdeleri açarak daha net görmeye başlar. Bunlar kalpleri açık kimselerdir. Basireti bağlananların ise körden farkı yoktur. ‘Gözleri var, ama onunla delilleri görmezler.’(Araf Suresi,179)

Dostlar bugünkü kelimemiz el-basir. Allah’ın o güzel esmasından 1 isim (esma-ül hüsna)
İşte Allahü Zülcelal BASİR ismiyle tüm mevcudatta gizli ve açık ne varsa herşeyi kemaliyle görmekte ve kendini bize tanıtmaktadır. Zikrin yapılışı ile kişide herşeyin hakikatini ve sebebini algılama gücü kuvvetlenir. Basireti açılır.

Farkındalık çalışmalarımızda ya da eğitimlerimizde hep doğru ve dürüst görmeden bahsederiz. Farketmek için önce gözlerimizle görürüz, bu görme elbette sadece fiziki gözlerimizle değil, kalp gözümüz vs. bir çok gözümüzle okunabilir.

‘Bir zamanlar şaşı baktığı için herşeyi çift gören bir bakkal çırağı varmış. Bir gün bakkal, çırağından arkaya gidip büyük yağ küpünü öne getirmesini istemiş.
Çırak arka tarafta ve ‘İki küp var, hangisini getireyim diye sormuş. Bakkal bu sorulara alışkın olduğundan derin bir iç geçirerek yeni bir yöntem denemeye karar vermiş. ‘Git bir tanesini kır ve diğerini getir!’
Yardımcısı gidip söylediğini yapmış, ama küplerden birini kırdığında diğeri de kırılmış’

Görüldüğü gibi hikaye, ikilik veya çokluk algılamalarımızın, şaşı bakkalın çırağının algılarından daha farklı olmadığını bize gösteriyor. Peki bizler hayata nasıl bakıyor ve nasıl görüyoruz? Hayatın hangi renklerinde seçici davranıyoruz? Ya da algıda seçiciliğimiz hangi boyutlarda? Görme eylemi neticesindeki görüşümüzü belirleyen hangi faktörler var? Hangi öğretiler doğrultusunda görüyor ve algılıyoruz?

Basiretle bakabilmek ve basiretle karar alabilmek. Görmek, basiretle değerlendirmek. Evrene ve kendimize basiretle bakabilmek, yani baktığımızda görebilmek ve herşeyden önemlisi çoklukta birliği görebilmek, çıraklıktan ustalığa geçebilmek.

Yalkın Tuncay

EL MUAHHİR (CC)

Yüce Allah bir şeyi nasıl öne alırsa, bu ismin gereği geri de bıraktırabilir. Bu hikmeti insanlar ancak zaman içinde algılayabilirler. Olayların perde arkasını zaman içinde idrak edebilirler.

Hayatın belli dönemlerinde tüm yollar bize kapalı olabilir, tüm kapılar kapanmış olabilir. İnsan çıkış noktası ararken zor anlar yaşayabilir. Kimbilir bu sıkıntılar ve geri bırakılan nimetler ileride büyük mutluluklara sebeptir.

Bu noktada bizler sabır ve edeble davranmak zorundayız. Ümitsizliğe kapılmamalıyız. İbadet ve şükürde kusurda bulunmamalıyız.

Bazı hususların tekrar etmesi, ilerleme olmaması bizi çoğu kere şaşırtabilir. Ancak bir durumu sık tekrarlar bizlere ilk defada algılayamadığımız veya farketmediğimiz bir çok şeyi öğrenmemize yardımcı olabilir. Bazen kendimizi, bıraktığımızı düşündüğümüz bir duygusal ve zihinsel alışkanlığımızı tekrar ederken buluruz.

‘Bir gün Nasreddin Hoca hanımına en sevdiği eşeğini pazara götürüp satacağını söylemiş. Hanımı; ama bey demiş, bu senin her gün bindiğin eşek. O olmadan nasıl idare edeceksin? Hoca merak etme demiş. Öyle yüksek bir fiyat söyleyeceğim ki kimse onu alamayacak.’

Bazen takıntılarımıza öylesine yüksek fiyat biçeriz ki onları bırakma adına daha da fazla bağlanırız. Hayat bizden bir adımı tekrar etmemizi ya da bittiğini düşündüğümüz birşeyi tekrar hissetmemizi istiyor olabilir.

Nihayetinde bu tekrar ya da gecikmeleri, isyanla değil sabırla karşılamalı ve almamız gereken dersi algılamaya çalışmalıyız. Bu durumun sebebini ileri de anlayabiliriz ya da asla anlama şansımız olmayabilir. Belki algılanması ve değerlendirilmesi en güç isimlerden biridir Ya Muahhir. Ancak Yüce Kuran’da her sıkıntıda bir kolaylık olduğu vurgusu bizi ferahlatıyor ve sakinleştiriyor.

Yüce Allah bizim bu idrak ve şuurda olmamızı nasip etsin. (Amin)

Yalkın Tuncay

EL CELİL (CC)

Yücelerin yücesi, uluların ulusu, en değerli ve en mükemmeli. Bu isim, Allah’ın sıfatlarının kemaline işaret eder. Yani kemaliyet noktasında O’ndan daha üstünü hayal bile edilemez.
Celil olmak demek; varlığının bir başlangıcının olmaması demektir. Hükümran olan, yüceliğini ölçmekten aciz kalınan demektir aynı zamanda.

Zaman zaman kişiler içsel potansiyellerini açığa çıkarma gayreti içinde olurlar, içteki gücün açığa çıkma eğilimidir bu. Tam yıkıldım dediğin anda güç toplamak ve yeniden yol almaya çabalamaktır. Gücün toparlanması ne demektir? Mücadeleye başlamak okyanusun bir nevi kabarması, tomurcuğun açmasıdır , yeniden açığa çıkarak varlık sahnesine çıkmaktır güç toplamak. Halife oluşunu idrak noktasında; hakkını vermeye çalışmaktır yaşamın. Kul, Yüce Rabbinin emirlerini yerine getirmeli, O’nun rızasına uymayan hal ve hareketlerden kaçınmalıdır. O’nun rızası aranmalıdır her daim. Bu ismin zikrine devam edenler; sevilirler ve insanlar onlara kötülük yapmak istemezler.

O halde gücümüzü kontrol ve bu gücü farkına varmak suretiyle, halife sıfatımıza yaraşır bir yaşam sürdürmek bu açıdan çok önemlidir. Allah’ın yarattığına Hakkını vermek adına yaşama var gücüyle sarılmak, güzel fiillerin kendinden çıkmasına imkan tanımaktır. Bunu yaparken de zor dönemler için yağmurlu ve bereketli zamanlarda bir kaynak oluşturarak, dışa çok az şey yansıtmak suretiyle içsel çalışmanın yöntemlerini geliştirmemiz gerekebilir. Hayat bize belki de iç kaynaklarımızı yeniden yapılandırma ve hayatın karmaşasını çözmemizi talep ediyor olabilir. Kendine güvenmek, bir hizmete kendimizi adamak gibi içsel özelliklerimizi farkına varmak suretiyle yola devam edilmesi ve bu özelliklerimizin gelişmesine izin vermemiz gerekebilir..

Basir adıyla görenlere, celil adıyla görünebilmek umuduyla...

Yalkın Tuncay